Öñ Söz


Gökbey Uluç Kişiniñ mesleği sorulduğunda kendisini öğretmen, hekim, savcı gibi adlarla tanıtabilir. Bunuñ için resmî belgelerle kendisine bu sıfatlar atanmıştır. Bunuñ yanında, kaporta işiyle uğraşan birine ya da döner satarak géçimini sağlayan kişilere de müşterilerince kaportacı, dönerci gibi adlar vérilerek meslek adları meşrulaştırılır. Sözü getirmek istediğim yér şurası: Yazarlık! Kime yazar dénir? Bunuñ için bir okul var mı? Yoksa, toplum mu bu unvanı vériyor?

Yazarlık, günümüzde bir meslek dalı olarak da yüksek gelirler getirebiliyor. Gazete yazarlığı birkaç yüzyıldır kendini kabul éttirmiş bir dal oldu. Senaryo yazarlığı da sinema sektörü ile büyümekte. Yüzyıllar öncesinden krallara, padişahlara övgüler dizerek kazanan şairleri de saymamız gérekir belki. Biñlerce, kimileyin de milyonlarca bétiği, yapıtı satılan yazarlarımızı da biliyoruz artık. Böylelikle, yazarlığıñ kazanç elde édilen bir meslek türü olduğu soñucuna varırız. Çünkü, kimi yazarlar, yaptıkları işin göñül bağına vurgu yaparak para kazanmanıñ ikinci sırada olduğunu dile getirir, çoğu kéz de öyle olduğuna içtenlikle inanır. Öğretmenlik mesleğiniñ kutsallığını inkâr éden yok, ancak aylık maaşını almadan ders añlatacak kaç öğretmen tanıdığınızı söyleyebilir misiniz? Böylece yazarlığıñ géçim kaynağı olan bir meslek dalı olduğu soñucuna varabiliriz.

Yazarlığıñ yétenek işi olduğu söylenir; öyle herkes de kolay kolay yazamaz, dénir. Bu, biraz eski bir görüş olarak değerlendirilir. Okuyabilen herkes, yazabilir de! Bu yüzden okullarımızda Yazarlık dersi vérilmeye başlandı. Birçok Kültür Merkezinde yazarlık kursları açıldı. Bu ilgiyi canlı tutmak adına da biñlerce öykü, şiir yarışmaları düzenleniyor. İlerleyen yıllarda başlı başına üniversitelerde Yazarlık lisans bölümü adı altında roman kurgulama, şiir yazma, dizi/ sinema senaryosu yaratma dersleriniñ vérilmesini de umuyorum.

Bir meslek dalı olarak yazarlığıñ dersleriniñ vérilmeye başlandığı, kurslarınıñ açıldığı ülkemizde géçiş dönemi yaşandığı açıktır. Yazma işine her eve giren bilgisayar da katkı sağladı, dérken avuçiçi bilgisayar işlevinde olan akıllı telefonlardaki uygulamalarla herkesin yazmaya eğilimi arttı. Sosyal medya sitelerindeki paylaşımlarda kişileriñ yaşadıkları anılarını yazması ya da fotoğrafı hakkında değerlendirmede bulunması da bir tür yazma eylemidir. Bana kalsa, kimi paylaşımlarıñ edebî eleştiri değeri bile bulunmaktadır. İşte, géçiş dönemine bu gibi teknolojik gelişmelerin de payını eklediğimizde, yazma özgücünü hisséden birçok kişi kendine güvenerek öyküler kurgulamaya, şiirler koşmaya başladı.

Biñbir emekten soñra sıra yapıtı yayımlamaya gelir. Teknolojik gelişmeler ilerlese de géçmişten kalan bir âdetle neredeyse herkes basılı kitapları okumayı yéğler. E-kitap okuma alışkanlığını belki birkaç kuşak soñra édiniriz. Günümüzde basılı kitap hâlâ öñde. Bu noktadan soñra yazar adayımızıñ edebiyat dünyasına girmek için arayışlarına tanık oluruz. Yazınıñ başında yazarlık adınıñ meşruluğundan söz étmiştim. Bir okul tarafından diploma ile yazar olunmuyor, bir halk yığını topluca kişiniñ yazar olduğunu dile getirmiyor. İşte, bu noktada yazarıñ elini taşıñ altına koyarak kendisini kanıtlaması isteniyor. Kutlu Yayınevi olarak biz, elini taşıñ altına koyan yazarlarımızıñ ellerine merhem sürme görevini üstlendik.

İlk sayısını çıkardığımız Kutlu Yazarlar dergimiziñ amacı, yazarlarımızıñ edebiyat dünyası ile olan bağlarını canlı tutmak, onları okuyucularına ulaştırmak için bir köprü kurmanın yanı sıra yayınevimiziñ faaliyetlerini yazarlarına ve okurlarına doğrudan duyurmaktır.

Gökbey Uluç
Kutlu Yayınevi Geñel Yayın Yönetmeni